Vacip kurban bağışı alımlarımız başlamıştır!

Bağış Yap
Sadaka Bağışı
Sadaka Bağışı
Gazze Yemek Bağışı
Gazze Yemek Bağışı
Zekat Bağışı
Zekat Bağışı
Afrika Tam Su Kuyusu
Afrika Tam Su Kuyusu
Asya - Arakan Su Kuyusu
Asya - Arakan Su Kuyusu
 Afrika Hisseli Su Kuyusu
Afrika Hisseli Su Kuyusu
Yetim Sofrası
Yetim Sofrası
Faiz ve Promosyon Ödemesi
Faiz ve Promosyon Ödemesi
Türkiye Erzak Kolisi
Türkiye Erzak Kolisi
Afrika İftar Bağışı
Afrika İftar Bağışı
Akülü Araba Bağışı
Akülü Araba Bağışı
Genel Bağış
Genel Bağış
Kuran- Kerim Bağışı
Kuran- Kerim Bağışı
Afrika Erzak Kolisi
Afrika Erzak Kolisi
Yetim Bağışı
Yetim Bağışı
Market Kartı Bağışı
Market Kartı Bağışı
Mescid Hissesi
Mescid Hissesi
Afrika Cami Projesi
Afrika Cami Projesi
Gazze Çadır Bağışı
Gazze Çadır Bağışı
Küçükbaş Vacip Kurbanı
Küçükbaş Vacip Kurbanı
Adak Kurbanı
Adak Kurbanı
Akika Kurbanı
Akika Kurbanı
Şükür Kurbanı
Şükür Kurbanı
Sadaka Kurbanı
Sadaka Kurbanı
Süt Keçisi Bağışı
Süt Keçisi Bağışı
Anasayfa Bağış Yap Sepetim Oturum Aç

Sıkça Sorulan Sorular

Zekât kimlere farzdır ?

 

Zekât, İslâm’ın beş temel şartından biridir ve maddi durumu elverişli olan her Müslümana farzdır.
Kişinin zekâtla yükümlü olabilmesi için Müslüman, akıllı, ergenlik çağına ulaşmış, hür ve nisap miktarı mala sahip olması gerekir.
Nisap miktarı, temel ihtiyaçlarının ve borçlarının dışında 80,18 gram altın veya bu değerde mal ve paraya sahip olmayı ifade eder.
Bu miktara sahip olan kimse, üzerinden bir hicrî yıl geçtikten sonra zekât vermekle sorumlu olur.

Zekât, malı bereketlendirir, kalbi cimrilikten arındırır ve toplumsal dengeyi sağlar.
Verilen zekât, Allah katında malın eksilmesine değil, iyiliğin artmasına vesile olur.

Nisap ne demektir ? Miktarı ne kadardır ?

Nisap, zekâtın farz olması için kişinin sahip olması gereken asgari mal miktarını ifade eder.
Yani bir Müslümanın zekâtla yükümlü olabilmesi için, temel ihtiyaçları ve borçları dışında elinde nisap miktarı kadar mal veya para bulunması gerekir.

Nisap miktarı, 80,18 gram altın veya bu değere denk gelen para, ticaret malı ya da servettir.
Bir kimse bu miktara sahip olur ve üzerinden bir hicrî yıl geçerse, zekât vermek ona farz hale gelir.

Nisap, İslâm’ın sosyal adalet anlayışının bir sembolüdür; zengin ile yoksul arasında paylaşım, denge ve kardeşliği tesis eder.

Araç gereç ve malzemeye zekât düşer mi ?

Kişinin geçimini sağlamak için kullandığı araç, gereç, iş makineleri, ekipmanlar veya mesleki malzemelere zekât düşmez.
Çünkü bunlar kullanım amaçlı olup ticaret malı sayılmaz.

Ancak bu eşyalar satış amacıyla alınmışsa — yani ticaret malı olarak bulunduruluyorsa — o zaman zekâta tabi olur.
Örneğin, bir işçinin kullandığı araç zekâta tabi değildir; fakat bir galericinin satış için elinde tuttuğu araçlar zekât kapsamına girer.

Zekât, kişinin kazancından değil, biriktirdiği ve artan mal varlığından verilir.

Zekât vaktinden önce verilebilir mi ?

Evet, zekât vaktinden önce verilmesi caizdir.
Fakat bu durumda, zekât vermekle yükümlü kişinin elinde nisap miktarı mala sahip olması ve o malın üzerinden bir hicrî yılın geçmesinin muhtemel olması gerekir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bazı sahabilerin zekâtlarını vaktinden önce vermelerine izin vermiştir.
Dolayısıyla ihtiyaç sahiplerinin durumu acilse veya yardımın gecikmesi zarara yol açacaksa, zekât erken verilebilir.

Ancak zamanı geldiğinde, verilen miktarın gerçekten zekât borcunu karşıladığından emin olmak gerekir.

Taksitli olarak zekât verilebilir mi ?

Zekâtın aslı, bir defada verilmesi esasına dayanır. Çünkü zekât, belirli bir zaman diliminde ihtiyaç sahibine ulaştırılması gereken bir ibadettir.
Ancak bazı durumlarda, kişinin maddi imkânı elvermediğinde veya ihtiyaç sahibine kademeli şekilde ulaştırmak daha faydalı olacaksa, zekât taksitli olarak verilebilir.

Bu durumda, zekâtın toplam miktarı belirlenmeli ve taksitler halinde mümkün olan en kısa sürede tamamlanmalıdır.
Zekâtı geciktirmek doğru değildir; bu nedenle taksitlendirme, geciktirme değil kolaylaştırma amacıyla yapılmalıdır.

Zekât vermenin belirli bir zamanı var mıdır ?

Zekâtın verilmesi için belirli bir hicrî yıl dönümü esastır.
Bir Müslüman, nisap miktarı mala sahip olduktan sonra üzerinden bir hicrî yıl geçtiğinde zekât vermekle yükümlü olur.
Yani zekâtın belirli bir “ay”ı yoktur; kişinin malının üzerinden bir yıl geçmesiyle birlikte zamanı gelmiş olur.

Bununla birlikte, birçok Müslüman Ramazan ayında zekâtını vermeyi tercih eder. Çünkü Ramazan, rahmetin ve bereketin en yoğun olduğu aydır ve yapılan hayırların sevabı kat kat artar.
Ancak dinen, zekâtın Ramazan’la sınırlı olmadığını; yılın her döneminde verilebileceğini unutmamak gerekir.

Ticaret malının zekâtı kendi cinsinden ödenebilir mi ?

Evet, ticaret malının zekâtı kendi cinsinden ödenebilir.
Bir kişi elindeki malları zekât olarak aynı türden vermek isterse bu caizdir.
Örneğin, giyim ticareti yapan biri zekâtını elbisesinden; gıda ticareti yapan biri ise erzak veya ürünlerinden verebilir.

Ancak bazı durumlarda, mal yerine nakit olarak zekât vermek ihtiyaç sahipleri açısından daha faydalı olabilir.
Bu nedenle İslâm âlimleri, şartlara ve ihtiyaç durumuna göre en yararlı olan yöntemin tercih edilmesini tavsiye etmiştir.

Ticaret malının zekâtı neye göre hesaplanır ?

Ticaret malının zekâtı, kişinin sahip olduğu ticari malların piyasa değeri üzerinden hesaplanır.
Zekât hesabı yapılırken;

  • Satılmak üzere elde bulunan tüm mallar,

  • Alacaklar (tahsil edilebilir olanlar),

  • Nakit para ve banka bakiyeleri hesaba katılır.

Bunlardan, kişinin borçları ve giderleri düşülür. Geriye kalan tutar, nisap miktarını (80,18 gram altın değeri) aşıyorsa zekât vermek farz olur.

Ticaret mallarının zekât oranı, diğer mallarda olduğu gibi %2,5 (kırkta bir)’dir.
Bu hesaplama her yıl bir kez yapılmalı ve zekât, o yılki piyasa değerine göre verilmelidir.

Alacakların zekâtı nasıl verilir ?

Alacakların zekâtı, alacağın tahsil edilebilir olup olmamasına göre değerlendirilir.

Eğer alacak güvendedir — yani borçlu inkâr etmiyor, ödeme gücü yerinde ve parayı ödemesi bekleniyorsa — bu durumda bu alacak zekâta tabidir.
Bu tür alacakların zekâtı, tahsil edilmemiş olsa bile her yıl diğer mallarla birlikte hesaplanarak verilir.

Ancak alacak şüpheli veya tahsili zor durumdaysa (örneğin borçlu inkâr ediyor ya da ödeme gücü yoksa), bu alacak için zekât verilmez.
Fakat alacak ileride tahsil edildiğinde, geçmiş yıllara ait zekâtı da hesaplanarak verilmelidir.

Bu hüküm, hem adaleti hem de borçlunun durumuna göre vicdanî dengeyi gözetir.

Arazî mahsulünden zekât verilmesi gerekir mi ?

Evet, arazî mahsullerinden zekât verilmesi gerekir.
Kur’an-ı Kerim’de, “Ürün verdiği gün, ürününden hakkını verin.” (En‘âm, 141) buyrularak, topraktan elde edilen nimetlerin zekâtı emredilmiştir.

Topraktan elde edilen bu zekâta “öşür” denir.
Eğer mahsul doğal yollarla (yağmur, nehir, kaynak suyu) sulanıyorsa, onda bir (%10) oranında;
emek veya masrafla sulanıyorsa (örneğin motor, su pompası gibi araçlarla) yirmide bir (%5) oranında zekât verilir.

Bu zekât, buğday, arpa, pirinç, mısır, hurma, zeytin gibi temel gıda ürünlerinden alınır ve ürünün hasat zamanı geldiğinde verilir.

Odun, kamış (şeker kamışı hariç) ve ottan başka topraktan elde edilen her türlü mahsulün, nisap ölçüsüne erişmesi hâlinde (takribî 650 kilogram.) zekâtının verilmesi gerekir. Yüce Allah; “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan infak edin...” “Bakara, 2/267”;

“Çardaklı ve çardaksız üzüm bahçeleri, mahsulleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez şekilde zeytin ve narları yaratan O’dur. Her biri meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin. Devrilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat israf etmeyin; zira Allah israf edenleri sevmez.” “En’am, 8/141” emretmektedir.

Hz. Peygamber de, “Yağmur ve nehir sularıyla sulanan toprak mahsullerinde onda bir; kova (el emeği) ile sulananlarda ise yirmide bir vardır.” buyurmuştur. “Buhârî, Zekât, 55.” Hadiste de belirtildiği gibi, mahsulün zekâtının verilmesinde toprağın işlenmesi ve su kullanımı esas olarak alınmaktadır. Buna göre toprak emek sarf edilmeden yağmur, nehir, dere, ırmak ve bunların kanallarıyla sulanıyorsa, çıkan mahsulün 1/10’i; kova, dolap gibi emekle veya suyun ücretle alınması, motorla sulama gibi gider gerektiren bir yolla sulanıyorsa 1/20’i zekât olarak verilir.

Hayvanların zekâtı yerine değeri verilebilir mi ?

Asıl olan, hayvanların zekâtının bizzat kendilerinden verilmesidir.
Ancak günümüzde çoğu durumda ihtiyaç sahipleri için parasal değerinin verilmesi daha faydalı olabileceğinden, âlimlerin çoğu bu yöntemi caiz görmüştür.

Yani, zekât verilecek hayvanın piyasa değeri belirlenip, bu bedel nakit olarak ihtiyaç sahibine verilebilir.
Böylece hem zekât yükümlülüğü yerine getirilmiş olur hem de yardım, muhtaç için daha yararlı bir şekilde değerlendirilir.

Ziynet eşyasına zekât verilir mi ?

Kadınların kullandığı altın ve gümüş ziynet eşyaları, İslâm âlimleri arasında farklı yorumlara konu olmuştur.
Ancak çoğunluk görüşe göre, ziynet eşyası nisap miktarını (80,18 gram altın) aşıyorsa ve süs amacıyla da olsa zekâta tabidir.

Yani kişi, sürekli kullandığı altın takılarına dahi sahip olsa, bunların toplam değeri nisap miktarını geçiyorsa her yıl %2,5 oranında zekât vermesi gerekir.

Bazı âlimler, yalnızca süs niyetiyle kullanılan ziynete zekât gerekmediğini söylemiştir; fakat ihtiyata uygun olan, zekâtını vermektir.
Çünkü bu, hem malı bereketlendirir hem de Allah rızası için yapılan bir paylaşım vesilesi olur.

Şirket ortakları nasıl zekât vermelidir ?

Şirket ortaklarının zekâtı, şirketteki paylarına göre hesaplanır.
Yani her ortak, şirkette sahip olduğu sermaye oranına denk gelen mal ve kazanç üzerinden zekât vermekle yükümlüdür.

Zekât hesabı yapılırken;

 

  • Şirketin nakit varlığı,

  • Ticari malları,

  • Alacakları (tahsil edilebilir olanlar)
    hesaba katılır;
    borçlar ise bu toplamdan düşülür.

Geriye kalan net tutar, nisap miktarını (80,18 gram altın değeri) aşıyorsa, ortaklar kendi paylarına düşen kısım üzerinden %2,5 oranında (kırkta bir) zekât verirler.

Şirket adına toplu zekât verilmesi yerine, her ortağın kendi payı oranında bireysel zekâtını vermesi daha uygun ve sünnete uygundur.

Zekât ve fitre kimlere verilir ?

Zekât ve fitre, Kur’an-ı Kerim’de (Tevbe Suresi, 60. Ayet) belirtilen sekiz sınıf insana verilebilir. Bunlar:

  1. Fakirler: Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan kişiler.

  2. Miskinler: Hiçbir geliri olmayan, muhtaç durumda olanlar.

  3. Zekât toplayan görevliler: Zekât hizmetinde çalışan kişiler.

  4. Kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenler: Yeni Müslüman olmuş veya İslam’a yakınlaştırılmak istenen kimseler.

  5. Esirler: Hürriyetine kavuşması için yardıma ihtiyaç duyanlar.

  6. Borçlular: Helal bir amaçla borçlanmış ve ödemekte zorlanan kişiler.

  7. Allah yolunda olanlar: Dini tebliğ, eğitim, insani yardım gibi hizmetlerde bulunan kimseler.

  8. Yolda kalmışlar (garipler): Yolculuk esnasında parasız kalmış, memleketine dönemeyen kimseler.

Zekât ve fitre, bu grupların dışındaki kimselere verilmez.
Anne, baba, eş ve çocuklara zekât verilmesi caiz değildir; ancak diğer akrabalardan muhtaç olanlara verilmesi sevap bakımından daha faziletli kabul edilir.

Zekât kimlere verilmez ?

Zekât, belirli ihtiyaç sahiplerine verilmesi gereken bir ibadettir; bu nedenle bazı kimselere zekât verilmez.

  1. Anne, baba, dede, nine – kişinin bakmakla yükümlü olduğu üst soyu.

  2. Oğul, kız, torun – kişinin alt soyu.

  3. Eş (karı-koca) – birbirlerine zekât veremezler.

  4. Zenginler – temel ihtiyaçlarının üzerinde mala sahip olan kimseler.

  5. Gayrimüslimler – zekât yalnızca Müslümanlara verilir.

  6. Zekât toplayan kişiye karşılık olarak görev yapanlar (ücretli memur değilse) – kendi hakkı yoktur.

  7. Köle veya tamamen başkasının himayesinde olanlar – mal sahibi olmadıkları için.

Ancak muhtaç durumda olan kardeş, amca, hala, teyze, yeğen gibi akrabalara zekât verilmesi hem caiz hem de daha faziletli kabul edilir.

Zekât ve fitre, hayır kurumlarına verilebilir mi ?

Evet, zekât ve fitre hayır kurumlarına verilebilir.
Ancak bu kurumların, zekâtı dinin belirlediği sınıflara uygun şekilde dağıtması gerekir.

Yani vakıf veya dernek, zekât fonlarını gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyor, aracı rolüyle hizmet ediyorsa zekât ve fitre bağışları buraya verilebilir.
Bu durumda kişi, ibadetini yerine getirmiş olur; sevabı ise hem verenin hem de ulaştıran kurumun niyetine göre artar.

Muhabbet Birlik Vakfı da zekât ve fitre bağışlarını, İslâm’ın belirlediği ölçüler doğrultusunda ihtiyaç sahiplerine ulaştırmakta; her aşamada şeffaflık ve emanet bilinciyle hareket etmektedir.

Ücretlilere zekât verilebilir mi ?

Zekât, kişinin gelir durumuna göre değil, muhtaçlık hâline göre verilir.
Bu nedenle, bir kimse ücretli (maaşlı) olarak çalışıyor olsa bile, eğer kazancı temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor ve nisap miktarı mala sahip değilse, ona zekât verilebilir.

Ancak gelir düzeyi yeterli olan, geçimini rahatça sağlayan kişilere zekât verilmesi caiz değildir.
Burada ölçü, maaşlı olup olmamak değil; geçim sıkıntısı içinde bulunup bulunmamaktır.

Farklı ayarda altını bulunan kimse zekâtını nasıl hesaplar ?

Bir kişinin elinde farklı ayarlarda (örneğin 14, 18, 22, 24 ayar) altınlar varsa, hepsi birlikte değerlendirilir.
Zekât hesabı yapılırken, bu altınların tamamı gram cinsinden toplanır ve toplam değer 24 ayar saf altın üzerinden hesaplanır.

Bunun için, her altının ayarına göre saf altın karşılığı bulunur.
Örneğin:

  • 14 ayar altının %58,5’i saf altındır.

  • 18 ayar altının %75’i saf altındır.

  • 22 ayar altının %91,6’sı saf altındır.

Tüm altınların saf altın karşılıkları toplanır ve 80,18 gram saf altın (nisap miktarı) değerine ulaşıyorsa zekât vermek farz olur.
Zekât oranı ise diğer mallarda olduğu gibi %2,5 (kırkta bir)’dir.

Temel ihtiyaçlar için biriktirilen para zekâta tabii midir ?

Bir kimse, ev, ev eşyası, araç, eğitim veya sağlık gibi zaruri ihtiyaçları için para biriktiriyorsa; bu paraya henüz o ihtiyaç gerçekleşmeden önce zekât düşmez.
Çünkü bu para, kişinin günlük yaşamını sürdürmek için gerekli bir ihtiyaca yöneliktir ve artıcı (nemalanan) mal sayılmaz.

Ancak bu para, uzun süre bekletiliyor ve fiilen kullanılmadan elde tutuluyorsa — yani yatırım gibi bir nitelik kazanıyorsa — o zaman nisap miktarına ulaştığında ve üzerinden bir hicrî yıl geçtiğinde zekâta tabi olur.

Büluğ çağına ermemiş zengin çocuğun malından zekât gerekir mi ?

Akıllı olmayan ve büluğ çağına ermemiş olan kişiler, dinen mükellef olmadıklarından zekât ile mesul değildirler. Ancak, zenginlerin malında fakirlerin hakkı olduğu için, zengin olan çocuk ve deliler kendileri mükellef olmasa da, veli veya vasilerince bunların mallarından zekât verilmelidir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de; “Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır” buyrulmaktadır. “Zâriyât, 51/19”

Babası ile birlikte oturan kimse zekât ile mükellef midir ?

Bir kimsenin babasıyla birlikte yaşaması, onun zekât sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Zekât, aile birliğinden değil; kişinin kendi mal varlığından dolayı farz olur.

Yani kişi, babasıyla aynı evde yaşasa da;

 

  • Kendi geliri veya birikimi varsa,

  • Bu mal nisap miktarına (80,18 gram altın değeri) ulaşıyorsa,

  • Ve üzerinden bir hicrî yıl geçmişse,
    zekât vermekle yükümlüdür.

Ancak kişinin malı veya geliri yoksa, yalnızca babasının imkânlarıyla geçiniyorsa, zekâtla mükellef değildir.

Vergi zekât yerine geçer mi ?

Hayır, vergi zekât yerine geçmez.
Çünkü zekât, Allah rızası için niyet edilerek yapılan bir ibadettir; vergi ise devletin koyduğu bir yükümlülüktür.

Zekât, yalnızca Kur’an’da belirtilen sekiz sınıfa verilir ve ibadet niyetiyle yapılır.
Vergi ise devlet hizmetlerinin finansmanı içindir ve niyet unsuru taşımaz.

Dolayısıyla bir Müslüman, vergisini ödemekle topluma karşı sorumluluğunu yerine getirir;
ancak zekâtını vermekle Allah’a karşı ibadet borcunu ifa etmiş olur.

Zekât havale yoluyla ödenebilir mi ?

Evet, zekât havale yoluyla ödenebilir.
Günümüzde banka havalesi, EFT veya online ödeme sistemleri aracılığıyla zekât göndermek caizdir.
Çünkü önemli olan, zekâtın hak sahibine ulaşması ve verilirken zekât niyetiyle gönderilmesidir.
Ancak gönderilen kurum veya kişinin, zekâtı dinin belirlediği usullere uygun olarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığından emin olunmalıdır.

Üvey anne, üvey baba ve üvey çocuklara zekât verilebilir mi ?

Evet, üvey anne, üvey baba ve üvey çocuklara zekât verilebilir.
Çünkü zekât verilmesi yasaklanan kişiler; kişinin aslî bakmakla yükümlü olduğu kimseler (anne, baba, dede, nine) ve alt soyu (çocuk, torun) ile eşidir.

Üvey akrabalar ise bu kapsama girmez.
Dolayısıyla eğer üvey anne, üvey baba veya üvey çocuk maddi olarak muhtaç durumdaysa, onlara zekât verilmesi caizdir.

Bu durumda zekât, hem bir ibadet hem de aile içi merhamet ve paylaşımın bir vesilesi olur.

Damat ve geline zekât verilebilir mi ?

Evet, damat ve geline zekât verilebilir.
Çünkü zekât verilmesi yasaklanan kişiler arasında gelin ve damat bulunmaz.

Eğer damat veya gelin maddi olarak muhtaç durumdaysa, onlara zekât vermek caizdir ve sevap yönünden faziletlidir.
Hatta bu şekilde verilen zekât, hem akrabalık bağlarını güçlendirir hem de ihtiyaç sahibine en yakın çevreden destek olunduğu için daha hayırlı sayılır.

Ancak dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Zekât, nikâh bağı içindeki eşe (karı-koca) verilemez; ama çocukların eşlerine, yani damat veya geline verilebilir.

Zekât verilen kişinin zengin olduğu ortaya çıkarsa ne yapmak gerekir ?

Bir kimse, zekâtını gerçekten muhtaç olduğuna inanarak birine verdikten sonra, sonradan o kişinin zengin olduğu ortaya çıkarsa, verilen zekât geçerli olur.
Çünkü burada niyet doğru, bilgi eksikliği ise kasıtsızdır.

Zekâtın geçerliliği, verilirkenki niyet ve kanaate bağlıdır.
Yani veren kişi, zekâtı verirken karşısındakini muhtaç sanıyorsa, sonradan zengin olduğu anlaşılmış olsa bile zekât borcu düşer, yeniden vermesi gerekmez.

Ancak kişi, baştan zengin olduğunu bildiği halde zekâtı bilerek verirse, bu durumda zekât geçerli olmaz ve yeniden vermesi gerekir.

Kayınvalide ve kayınpedere zekât verilebilir mi ?

Evet, kayınvalideye ve kayınpedere zekât verilebilir.
Çünkü zekât verilmesi yasak olan kişiler; anne-baba, dede-nine (kendi üst soyu), çocuk ve torunlar (alt soyu) ile tir.
Kayınvalide ve kayınpeder ise bu gruplara dahil değildir.

Dolayısıyla, eğer kayınvalide veya kayınpeder maddi olarak muhtaç durumdaysa, onlara zekât verilmesi caizdir ve sevap yönünden de faziletlidir.
Bu aynı zamanda aile bağlarını güçlendiren, merhamet ve vefa duygusunu pekiştiren bir davranıştır.

Sadaka nedir ?

Sadaka, Allah rızasını kazanmak amacıyla, kişinin malından, emeğinden veya zamanından ihtiyaç sahiplerine yapılan her türlü gönüllü yardımdır.
Sadaka sadece maddi yardım değildir; bir tebessüm, güzel bir söz, bir iyiliğe vesile olmak da sadaka sayılır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

- “Her iyilik bir sadakadır.” (Buhârî, Edeb 33)

Sadaka, hem verenin malını bereketlendirir hem de kalbini arındırır.
İnsan ile Allah arasında manevi bir köprü kurar, toplumda ise kardeşlik ve merhamet duygularını güçlendirir.

Sadaka-i cariye nedir ?

Sadaka-i cariye, kişinin vefatından sonra da sevabının devam ettiği kalıcı hayırlardır.
Yani bir Müslüman, hayattayken yaptığı bir iyilik, kendisinden sonra da insanlara fayda sağlamaya devam ediyorsa; o amel sadaka-i cariye olur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

-  “İnsanoğlu öldüğünde amel defteri kapanır. Ancak şu üç şeyin sevabı kesilmez:
Sadaka-i cariye, faydalı ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.”
(Müslim, Vasiyyet 14)

Örneğin; su kuyusu açtırmak, cami veya okul yaptırmak, ilim öğrenilmesine vesile olmak sadaka-i cariyeye örnektir.
Bu ameller, insan yaşarken de, öldükten sonra da sevabın kesilmediği kalıcı bir iyilik mirası bırakır.

Vakıf ve derneklere yapılan yardımlar sadaka veya sadaka-i cariye sayılır mı ?

Evet, vakıf ve derneklere yapılan yardımlar, niyetine ve amacına göre sadaka veya sadaka-i cariye hükmünde olabilir.

Eğer yapılan yardım;

  • Anlık ihtiyaçları karşılamaya yönelikse (örneğin gıda, giysi, barınma yardımı gibi), bu sadaka sayılır.

  • Kalıcı bir fayda sağlayan bir hayra yöneliyorsa (örneğin su kuyusu, cami, okul, medrese, yetimhane inşası gibi), bu sadaka-i cariye olur.

Dolayısıyla Muhabbet Birlik Vakfı gibi vakıflara yapılan bağışlar, eğer Allah rızası için ve insanlara fayda amacıyla yapılıyorsa, kişinin amel defterine devam eden bir sevap olarak yazılır.
Çünkü vakıflar, bağışları emanet bilinciyle kalıcı hayra dönüştürür ve iyiliğin sürekliliğini sağlar.

Kimler sadaka-i fıtır vermekle yükümlüdür ?

Sadaka-i fıtır (fitre), Ramazan Bayramı’na ulaşan ve temel ihtiyaçlarının dışında nisap miktarı mala sahip olan her Müslümana vaciptir.

Kişi yalnız kendisi için değil, bakmakla yükümlü olduğu aile bireyleri — eşi, çocukları ve velayeti altındaki kimseler — için de fitre vermekle sorumludur.
Bu ibadet, Ramazan ayının sonunda, bayram sabahına erişmeden önce verilmelidir.

Fitrenin amacı, Ramazan’ın manevî bereketini paylaşmak ve ihtiyaç sahiplerinin de bayram sevincine ortak olmasını sağlamaktır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurmuştur:

-  “Fitre, oruçluyu boş ve kötü sözlerden temizler ve fakirlere yiyecek olur.” (Ebû Dâvûd, Zekât 20)

Sadaka-i fıtır ne zaman verilir ?

Sadaka-i fıtır (fitre), Ramazan Bayramı sabahı bayram namazından önce verilmesi sünnettir.
Ancak sevabının eksilmemesi ve ihtiyaç sahiplerinin de bayramı huzurla karşılayabilmesi için, Ramazan ayı içinde — özellikle son günlere kalmadan — verilmesi daha faziletlidir.

Geciktirmeden verilen fitre, hem veren için bir temizlik ve bereket vesilesidir hem de fakir kardeşlerin bayram sevincine ortak olmalarına imkân sağlar.

Yurt dışında çalışan kişi, fitreyi Türkiye şartlarına göre mi verir ?

Yurt dışında yaşayan veya çalışan kişi, fitresini bulunduğu ülkenin yaşam şartlarına ve gıda fiyatlarına göre vermelidir.
Çünkü fitre miktarı, kişinin yaşadığı toplumun temel gıda değerine göre belirlenir.

Ancak kişi, fitresini Türkiye’deki ihtiyaç sahiplerine göndermek isterse, bu da caizdir.
Bu durumda fitre miktarı, yaşadığı ülkenin rayicine göre hesaplanıp, Türkiye’deki muhtaçlara ulaştırılabilir.

Vaktinde ödenmeyen sadaka-i fıtır borcu nasıl ödenir ?

Sadaka-i fıtır (fitre), Ramazan Bayramı sabahına kadar verilmesi gereken bir ibadettir.
Eğer bu vakit geçirilmişse, fitre borç olarak kalır ve en kısa zamanda ödenmelidir.

Vakti geçtikten sonra verilse bile, niyet fitre borcunu ödemek şeklinde yapılır ve sevabı eksilmez.
Ancak bu durumda ibadet, vaktinde yerine getirilmiş olma faziletini kaybeder.

Sadaka-i fıtır kimlere verilir, kimlere verilemez ?

Sadaka-i fıtır, zekât verilebilecek kimselere verilir. Zekât verilmesi caiz olmayan şahıslara sadaka-i fıtır da verilmez.